Analiz…
1)
AKP’nin kafası karışık, parti içinde çok farklı
düşünceler var, ancak son söz lidere ait, ve içleri rahat etmese de bu sözleri
savunmak zorunda olan büyük bir parça da var. Mimikler, jestler, alkışlardaki
coşku eksikliği görünüyor.
2)
Bu kafa karışıklığı yüzünden, Başbakan’ın
yokluğundaki üslupla, döndüğündeki üslup çok farklılaştı. Başbakan’ın da
birbirinden tutarsız birçok açıklaması oldu. Hala netleşemediler. Ancak “bizi
hala anlamadılar” hissiyatı çok yanlış. Çok iyi anladılar, ama işlerine
gelmiyor.
3)
Cemaat ve Milli Görüş içinde de farklı sesler
var, ama mahalle baskısının çok hâkim olduğu semtler, o yüzden sesleri kısık
çıkıyor.
4)
Bu asla geri adım atılacak anlamına gelmiyor.
Çünkü farklı düşünseler de bu hükümet sayesinde geldikleri noktadan hepsi
memnun. Tartışsalar da bir arada hareket edeceklerdir.
5)
Başbakan, başta da sandık-seçim vurgusu yapmış,
ana muhalefete yüklenmişti. Yasal dayanağı aldığı oy oranı olduğu için, ve bu
muhalefete karşı seçim kaybetmeyeceğine çok güvendiği için, mücadeleyi iyi
olduğu sahada, seçimlerde karşılamak istiyor.
6)
Bunda, direniş mücadelesinin bir süre sonra
heyecanını kaybedeceği tahmini de büyük bir rol oynuyor.
7)
Burada yine “kelle vermek”, “yedirmemek”
tezleriyle, yapılan eylemlerin kendisini iktidardan göndermek için yapıldığı
teziyle bir tuzak kuruyor. Evet, eylemcilerin arasında böyle bir beklentiye
sahip olanlar da var, ama büyük çoğunluğun derdi bu değil.” Bir gün zaten
gidecek, iktidarda kalabilir, ama haklarımızı sınırlayamaz” diyenler çoğunlukta.
8)
Aslında bu tezlerin tek amacı var, korkan ve
liderliğe güveni azalan tabanlarına cesaret vermek. Ve kitleyi bir savunma
pozisyonuna sokmak. İktidarda 10 yıl geçiren bir hareketin, hala mağduriyet
argümanlarına sığınmaya çalışması eskiden çalışmış, ama artık anlamsızlaşan bir
strateji. Parti tabanı buna inanmayacak, ama destekleyecektir.
9)
Aslında oy oranları da doğru analiz edilmeli.
2011 seçimine katılanlar % 87. Yani aslında aldıkları oy oranı % 43. Bu oy
oranının 3’te 2’si, yani % 30 kilitli, her koşulda destekçi. Kalan 3’te 1’in
yarısı, doğrudan Başbakan’ın kendi oyu, diğer bölüm, geçici bir grup. Oy verme
biçimleri açısından bakılırsa, Başbakan’ın aktif siyasetten çekilme ihtimali de
düşünülürse, % 30’luk bir gruptan bahsediyoruz.
10)
Fakat algı yönetimi başka bir şey, hepimiz % 50’nin
üstüne ve onların çoğunluk bizim azınlık olduğumuza inandırılıyoruz.
11)
Yine de, bugünkü eylemler yeni bir siyasi iklim
yaratmazsa, en büyük parti olma konumları, en azından bir dönem daha devam
edecektir.
12)
Bu yüzden, istifa etmeleri, erken seçim gibi
talepler hem yersizdir, hem de umulan faydaları sağlamayacaktır.
13)
İstanbul’da yaptıkları MKYK toplantısında bunlar
da muhakkak konuşulmuştur. Anlayabildiğim kadarıyla, çıkan karar, üst
maddelerde de söylediğim gibi, olayları Mart 2014’teki yerel seçime kadar
soğutmak, o güne kadar, parti tabanını sağlamlaştırmak, ve icraatlarının
seçimle ibra edilmesini sağlamaktır.
14)
Bunun iki yönü var, birincisi, elbette, 10 ay
boyunca eylemlerin aynı coşku ve katılımla süremeyeceğine dair bir inançları
var, ve çok da haksız değiller. Ancak diğer açıdan bakarsak, 10 ay alternatif
bir siyasi örgütlenme için, yeterince uzun bir zamandır… Bu noktada Kuzey
Avrupa’daki Korsan ve İtalya’daki Beş Yıldız hareketleri örnek alınabilir.
15)
Bir seçim noktasındayız. Ya eylemlere devam
edecek, ve zorlayacağız. Ya deplasmanda, onların sahasında maç yapmayı kabul
edeceğiz, ya da ikisi birden…
16)
Başbakan bugünkü açıklamalarıyla, 18 yaşa
seçilme hakkı gibi konularla, geri adım atma, uzlaşma, özür dileme, barış,
huzur, sevgi gibi kavramlardan uzak olduğunun mesajını vermiştir. Kısa vadede
bu tutumunu değiştireceğine dair hiçbir işaret olmadığı gibi, yapılacağı
söylenen mitinglerle, parti tabanı kutuplaştırılarak sağlamlaştırılmaya
çalışılacaktır.
17)
İlk yazılarımdan birinde söylediğim gibi, bu
uzun süre nefesimizi kontrol etmemiz gereken bir maraton. Masum ve samimi
taleplerimiz, hoyrat ve nobran bir üslupla görülmezden geldi diye, kırgın ve
kızgınız. Ama şimdi rasyonalite zamanı.
18)
İdeoloji,
kadrolaşma, ya da kurumsallaşma bu eylemlerin özgür, bağımsız ve harika ruhuna
zarar verir, ancak örgütlenmezsek, iktidarın bizi çekmeye çalıştığı zamana
yayılan bir mücadelede gücümüz azalır.
19)
Bu yüzden, soft, eğlenceli, mizahi eylemlere
devam ederken, diğer taraftan, Taksim Platformu’nun naif talepleri yerine,
sağlam bir metinle talepler netleştirilmeli, hatta keskinleştirilmelidir.
20)
Konjonktür, eskisi kadar olmasa da, hala bizden
yana. Havaalanı karşılaması ve mitinglerle Başbakan toplumsal desteği olduğu
imajını verse de, sermaye ve dış dünya, ülke içindeki huzursuzlukların bitmesini,
bitirmesini talep edecektir… Ama bunun kısa vadede olmayacağı da artık aşikâr. Özgürlük,
barış, huzur ve mutluluk için, sabır, ılımlılık, tutarlılık, ve sevgi
gerekiyor. Durmak yok, yola devamJ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder