Bugünkü konuşmasında Başbakan yumuşama işaretleri verdi ama asla geri adım atmayacağını da vurguladı. “Alkol içen herkes bana göre alkoliktir” ve “sosyal medya ülkelerin baş belasıdır” gaflarını, ev sahibinin paslarıyla düzeltmeye çalıştı. Hiç alakası olmamasına rağmen, eyleme katılanları CHP’ye yamamaya çalıştı. Çünkü, eğer mindere CHP gelirse, bildiği bir rakip olacak, ama kitlelerle nasıl mücadele edeceğini bilmiyor. En büyük argümanı seçimle geldiği, ve seçimle gideceği. Bu da büyük bir tuzak. Evet demokrasilerde iktidar seçimle değişir, ama bütün kararlar da konsensusla alınır, bırakalım azınlığı, bir tek kişinin bile hakları önemlidir. Sandık gücü, tiranlık, ya da her şahsi kararınızı topluma dikte edebileceğiniz bir diktatörlüğe dönüşmemelidir. Diğer paradoksları, hem “kimsenin kimsenin hayat tarzına karışmamasının güvencesiyiz” derken, aynı zamanda, “eğer dinin güzel emirleri varsa bunlar neden uygulanmasın?” demesi, ve toplumu kendisine göre “kötü” alışkanlıklardan koruyacağını söylemesi. “Siz biz ayrımı kötüdür” derken, sadece ”bazı semtlerde” dindarlara yapılan ayrımcılıklardan bahsetmesi. “Zenginleşeceksek, biz kahir ekseriyetin ahlaki normlarımıza uymalısınız” buyurması.
Daha pek çok şey söylenebilir, ama aynı çifte standartlı algı yönetimi çabası, ev sahibinin sorularının ihalesiz alınan yeni televizyon kanalına teşekkür üslubunu aşamaması, parti tabanına Taksim’e camii çiçeği atması, aslında ciddi bir öfkenin ve korkunun maskeli haliydi.
Artık durum daha ciddi. Yarın Pazartesi. İnsanların işleri, öğrencilerin okulları var. Ve sonra 4 gün daha böyle. Bu yüzden, bu gece daha da sertleşebilirler, çünkü “bitti, bitirdik” demek isteyecekler. Ve yarın zaten azalacak kalabalıkların umudunu kırmaya çalışabilirler. Bu yüzden, eylemin sürekliliği adına bazı prensipler kararlaştırılmalı.
Medya hala olayları “Gezi” eylemleri olarak sunmaya çalışıyor. Defansta olduğumuzu unutan öfkeli gençlerin ve provokatör grupların kullandığı şiddeti suiistimal ediyor. Elbette bunlar olmamalı, biz defanstayız, ama etrafın tepkisinden korkan kısık sesli muhabirler, “vandalizm” propagandası yaparken, medyanın eylemlere en azından bir süre daha destek vermeyeceği aşikâr. Üstelik Başbakan köşe yazarlarını, hatta reklamcı kuruluşları bile tehdit etmeye devam ederken…
Bu yüzden dezenformasyona çok dikkat ederek, eylemlerin organizasyonunda sosyal medyayı daha aktif olarak kullanmalıyız. Tahrir türü sürekli eylemler bize uymaz. Çünkü bizim ideal olmasa da bir demokrasimiz, hükümete olmasa da devlete saygılı bir geleneğimiz, ve aslında çok da sabırlı olmayan bir halkımız var. Bu eylemlere katılanların deneyimsizliği ve masumiyeti de göz önüne alınırsa, erken bıkabileceklerini bile düşünüyorum. Üstelik, uzun vadeli ve barışçı bir gelecek için, peşinde olduğumuz özgürlüklerimizi, hiç de mümkün görünmeyen ve aslında istediğimizden pek de emin olmadığımız bir devrim yoluyla değil, demokratik tepkilerimizle geri almalıyız.
Bu nedenlerle aynı meydanlarda sürekli kalmak ve zayıf eylemler yapmak yerine, önümüzdeki 5 gün, her akşam 21:00’de ışıklar, kornalar ve tencerelerle bilincimizi Cuma akşamına kadar uyanık tutmalıyız. Arada iyi organize edilmiş birkaç saatlik toplanmalar da fayda sağlayabilir. Ama eylemlerin etkisi ve gücünü arttırmak için sonuç alınana kadar, her Cuma-Pazar arası, aynı merkezlerde kaldığımız yerden ve mümkünse daha kalabalık olarak devam etmeliyiz. Vazgeçmeyeceğimizi görmeliler…
Daha pek çok şey söylenebilir, ama aynı çifte standartlı algı yönetimi çabası, ev sahibinin sorularının ihalesiz alınan yeni televizyon kanalına teşekkür üslubunu aşamaması, parti tabanına Taksim’e camii çiçeği atması, aslında ciddi bir öfkenin ve korkunun maskeli haliydi.
Artık durum daha ciddi. Yarın Pazartesi. İnsanların işleri, öğrencilerin okulları var. Ve sonra 4 gün daha böyle. Bu yüzden, bu gece daha da sertleşebilirler, çünkü “bitti, bitirdik” demek isteyecekler. Ve yarın zaten azalacak kalabalıkların umudunu kırmaya çalışabilirler. Bu yüzden, eylemin sürekliliği adına bazı prensipler kararlaştırılmalı.
Medya hala olayları “Gezi” eylemleri olarak sunmaya çalışıyor. Defansta olduğumuzu unutan öfkeli gençlerin ve provokatör grupların kullandığı şiddeti suiistimal ediyor. Elbette bunlar olmamalı, biz defanstayız, ama etrafın tepkisinden korkan kısık sesli muhabirler, “vandalizm” propagandası yaparken, medyanın eylemlere en azından bir süre daha destek vermeyeceği aşikâr. Üstelik Başbakan köşe yazarlarını, hatta reklamcı kuruluşları bile tehdit etmeye devam ederken…
Bu yüzden dezenformasyona çok dikkat ederek, eylemlerin organizasyonunda sosyal medyayı daha aktif olarak kullanmalıyız. Tahrir türü sürekli eylemler bize uymaz. Çünkü bizim ideal olmasa da bir demokrasimiz, hükümete olmasa da devlete saygılı bir geleneğimiz, ve aslında çok da sabırlı olmayan bir halkımız var. Bu eylemlere katılanların deneyimsizliği ve masumiyeti de göz önüne alınırsa, erken bıkabileceklerini bile düşünüyorum. Üstelik, uzun vadeli ve barışçı bir gelecek için, peşinde olduğumuz özgürlüklerimizi, hiç de mümkün görünmeyen ve aslında istediğimizden pek de emin olmadığımız bir devrim yoluyla değil, demokratik tepkilerimizle geri almalıyız.
Bu nedenlerle aynı meydanlarda sürekli kalmak ve zayıf eylemler yapmak yerine, önümüzdeki 5 gün, her akşam 21:00’de ışıklar, kornalar ve tencerelerle bilincimizi Cuma akşamına kadar uyanık tutmalıyız. Arada iyi organize edilmiş birkaç saatlik toplanmalar da fayda sağlayabilir. Ama eylemlerin etkisi ve gücünü arttırmak için sonuç alınana kadar, her Cuma-Pazar arası, aynı merkezlerde kaldığımız yerden ve mümkünse daha kalabalık olarak devam etmeliyiz. Vazgeçmeyeceğimizi görmeliler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder