Sevgili Facebook, bu aralar sürekli düşünüyorum. Şu andaki durum…
1) Konjonktürün lehimize olduğunu söylemiştim. Ekonomik göstergeler, ve dış politika meseleleri yüzünden hükümet geri adım atıyor.
2) Dış dünyaya ve mali piyasalara karşı yaratmaya çalıştıkları imaj çok sarsıldı, daha büyük hasarlardan korkuyorlar.
3) Duygu durumları korku ve endişeden ibaret. Çok korktular. Bu yüzden ve sadece çok... korktuğu için önce Başbakan tehdit ve saldırı moduna geçti. Zaten kişiliği ve müktesebatı geri adım atabilmeye ve özür dilemeye müsait değil.
4) Seyahat iptali konuyu fazla önemsediği mesajı verebileceği için değil, kendi yokluğunda, kendisinin yapamayacağı yumuşak ve uzlaşıcı mesajların verilmesi için uygun iklimi yaratmak için gitti. Bu noktada basın da kaybedeceği para ve itibarı fark edip, büyük ölçüde geri adım attı.
5) Arınç ve Gül yumuşak olmayı başarabiliyorlar, ve halktan gelen tepkiyi bir yastık, ya da kum torbası gibi massettiler.
6) Evet, biz de yumuşamalıyız. Şiddet ve sertlik kimseye yaramaz, yarın bizim çocuklarımız da bu ülkede yaşayacaklar, uzlaşma kültürü olmayan herkesin bunu öğrenmesi şart.
7) Temel sorun, demokrasiyi bir durak ya da amaç olarak gören zihniyet. Sandık ve aslında çok başarılı oldukları anketlerde, halkın duygularını okuyamadılar. Sadece deniz kıyılarına sıkışmış, ya da büyükşehirlerin bazı semtlerinde oturanlar değil, bütün Anadolu’da tepkili bir kitle var. İkinci büyük hataları, halkı muhalefet partileri kadar kolay yönlendirebileceklerini sanmış olmaları. Bu yüzden olayın başından beri olanları ana muhalefet partisi üzerinden açıklamaya, hiç alakası ve bu konuda yeteneği olmamasına rağmen onu suçlamaya, ve kitlelerle nasıl iletişim kurabileceklerini ve yönetebileceklerini bilmedikleri için muhatap olarak, bildikleri bir rakibi gündeme getirmeye çalıştılar.
9) Ne kadar eksikli olursa olsun, ana muhalefet partisinin bu tuzağa düşmemiş olması bir başarıdır. Diğer muhalefet partisi ise, bilinen devlet güvenliği refleksleri nedeniyle, tamamen konunun dışında kaldı.
10) Sırrı Süreyya Önder, partisinden tamamen bağımsız bir şekilde, siyasete girmeden önceki siyasi kimliğine uygun olarak, çok başarılı bir profil çizdi. Bu yüzden bugünkü önerileri de çok değerli.
11) Ancak daha önce yazdığım tuzağa çekilmeye çalışılıyoruz.” Çevre bilinci yüksek sevimli vatandaşlarımızın Gezi Parkı muhalefetine evet, haklı ve meşru bir tavırdı. Diğer konuları da gündeme alacağız.” argümanı sadece gaz almaya ve vakit kazanmaya yönelik bir politikadır.
12) Olay Gezi Parkı meselesi değildir. Özgürlük mücadelesidir. Daha önce sahip olduğumuz özgürlüklerin gün be gün elimizden alınmasına bir tavırdır. İnanç, değer ve yaşam tarzlarımızın beceriksiz bir toplum mühendisliğiyle dizayn edilmeye çalışılmasına duyulan büyük bir tepkidir.
13) Milli bayram kutlamalarından, içki ve sigaramıza, kürtaj ve sezaryen meselesine, laik devletin memurlarının ahlak polisi olarak görevlendirilmesine, eğitimde ve her alanda dini motiflerin egemen kılınmasına, Atatürk ve Cumhuriyet’ten, adalet duygumuzu yok eden yargılamalara, ve daha bir çok konuda, bizden alınan özgürlüklerimizi geri almayı talep ediyoruz.
14) Bu yüzden “alın Gezi Parkı’nı ve susun” mesajını kabul etmek yanlıştır, bu bir maraton, ve daha uzun bir yolumuz var. Hükümet eden parti, özgürlüklerimizi kafasına göre sınırlayamayacağını öğrenmeli, hazmetmeli, ve hatta bu konuda, belki bir özgürlükler paketi yasası, ya da doğrudan Anayasa’yla bize güvence vermelidir.
15) Yine bu yüzden, artık polis şiddet kullanmadığına göre, gençlerimizi frenleyip, aslında düşüncelerine katılmasak da, eylemlerin ön saflarında yer alan ve etkili de olan marjinal ve radikal grupları pasifize etmeli, ve barış, özgürlük ve huzurdan başka bir şey istemediğimiz mesajını vermeliyiz.
16) Ancak, hafta sonları boyunca şiddet içermeyen, hakaret yerine zekice sloganlar kullanılan, sakince oturup şarkı söylenip türkü çığırılan, dans edilen soft eylemler, ve hafta içi akşamları, ışıklar, tencereler, kornalar ve kısa mesafeli kortejlerle, bizden alınan özgürlük ve haklarımızı unutmadığımızı, peşinde olduğumuzu ve vazgeçmeyeceğimizi hep hatırlamalı ve hatırlatmalıyız.
17) Özellikle önümüzdeki hafta sonu, hükümete geri adım attırdığımız ve ilk raundu kazandığımız için çok büyük bir kutlama olmalı, bir şenlik ve festival havasında eğlenmeliyiz.
18) Ama sonra, bizden geri alınan haklarımızın tümünü geri alana kadar, sabırla, aynı eylemlere devam etmeliyiz. Eğer ne yapıyorsanız derlerse, biz de “durmak yok, yola devam” cevabını veririz.
19) Artık korkmuyoruz, ve bizim korkmadığımızı görünce korktular. Ama bu bir savaş değil. Bu muhakkak uzlaşma kapıları açık olması gereken bir hak mücadelesi. Her adım ve çabalarında, “yetmez ama evet” demeyi ve desteklemeyi unutmayalım, onları motive de edelim.
20) Konjonktür bizden yana, şu anda birçok nedenle, istediklerimizi elde etmek için çok uygun bir iklim var. Ama bunları çok sağlam güvencelere bağlamayı da ihmal etmeyelim, unutmayalım ki, bir sonraki seçimlerde bambaşka bir kadroyla karşı karşıya da gelebiliriz…
1) Konjonktürün lehimize olduğunu söylemiştim. Ekonomik göstergeler, ve dış politika meseleleri yüzünden hükümet geri adım atıyor.
2) Dış dünyaya ve mali piyasalara karşı yaratmaya çalıştıkları imaj çok sarsıldı, daha büyük hasarlardan korkuyorlar.
3) Duygu durumları korku ve endişeden ibaret. Çok korktular. Bu yüzden ve sadece çok... korktuğu için önce Başbakan tehdit ve saldırı moduna geçti. Zaten kişiliği ve müktesebatı geri adım atabilmeye ve özür dilemeye müsait değil.
4) Seyahat iptali konuyu fazla önemsediği mesajı verebileceği için değil, kendi yokluğunda, kendisinin yapamayacağı yumuşak ve uzlaşıcı mesajların verilmesi için uygun iklimi yaratmak için gitti. Bu noktada basın da kaybedeceği para ve itibarı fark edip, büyük ölçüde geri adım attı.
5) Arınç ve Gül yumuşak olmayı başarabiliyorlar, ve halktan gelen tepkiyi bir yastık, ya da kum torbası gibi massettiler.
6) Evet, biz de yumuşamalıyız. Şiddet ve sertlik kimseye yaramaz, yarın bizim çocuklarımız da bu ülkede yaşayacaklar, uzlaşma kültürü olmayan herkesin bunu öğrenmesi şart.
7) Temel sorun, demokrasiyi bir durak ya da amaç olarak gören zihniyet. Sandık ve aslında çok başarılı oldukları anketlerde, halkın duygularını okuyamadılar. Sadece deniz kıyılarına sıkışmış, ya da büyükşehirlerin bazı semtlerinde oturanlar değil, bütün Anadolu’da tepkili bir kitle var. İkinci büyük hataları, halkı muhalefet partileri kadar kolay yönlendirebileceklerini sanmış olmaları. Bu yüzden olayın başından beri olanları ana muhalefet partisi üzerinden açıklamaya, hiç alakası ve bu konuda yeteneği olmamasına rağmen onu suçlamaya, ve kitlelerle nasıl iletişim kurabileceklerini ve yönetebileceklerini bilmedikleri için muhatap olarak, bildikleri bir rakibi gündeme getirmeye çalıştılar.
9) Ne kadar eksikli olursa olsun, ana muhalefet partisinin bu tuzağa düşmemiş olması bir başarıdır. Diğer muhalefet partisi ise, bilinen devlet güvenliği refleksleri nedeniyle, tamamen konunun dışında kaldı.
10) Sırrı Süreyya Önder, partisinden tamamen bağımsız bir şekilde, siyasete girmeden önceki siyasi kimliğine uygun olarak, çok başarılı bir profil çizdi. Bu yüzden bugünkü önerileri de çok değerli.
11) Ancak daha önce yazdığım tuzağa çekilmeye çalışılıyoruz.” Çevre bilinci yüksek sevimli vatandaşlarımızın Gezi Parkı muhalefetine evet, haklı ve meşru bir tavırdı. Diğer konuları da gündeme alacağız.” argümanı sadece gaz almaya ve vakit kazanmaya yönelik bir politikadır.
12) Olay Gezi Parkı meselesi değildir. Özgürlük mücadelesidir. Daha önce sahip olduğumuz özgürlüklerin gün be gün elimizden alınmasına bir tavırdır. İnanç, değer ve yaşam tarzlarımızın beceriksiz bir toplum mühendisliğiyle dizayn edilmeye çalışılmasına duyulan büyük bir tepkidir.
13) Milli bayram kutlamalarından, içki ve sigaramıza, kürtaj ve sezaryen meselesine, laik devletin memurlarının ahlak polisi olarak görevlendirilmesine, eğitimde ve her alanda dini motiflerin egemen kılınmasına, Atatürk ve Cumhuriyet’ten, adalet duygumuzu yok eden yargılamalara, ve daha bir çok konuda, bizden alınan özgürlüklerimizi geri almayı talep ediyoruz.
14) Bu yüzden “alın Gezi Parkı’nı ve susun” mesajını kabul etmek yanlıştır, bu bir maraton, ve daha uzun bir yolumuz var. Hükümet eden parti, özgürlüklerimizi kafasına göre sınırlayamayacağını öğrenmeli, hazmetmeli, ve hatta bu konuda, belki bir özgürlükler paketi yasası, ya da doğrudan Anayasa’yla bize güvence vermelidir.
15) Yine bu yüzden, artık polis şiddet kullanmadığına göre, gençlerimizi frenleyip, aslında düşüncelerine katılmasak da, eylemlerin ön saflarında yer alan ve etkili de olan marjinal ve radikal grupları pasifize etmeli, ve barış, özgürlük ve huzurdan başka bir şey istemediğimiz mesajını vermeliyiz.
16) Ancak, hafta sonları boyunca şiddet içermeyen, hakaret yerine zekice sloganlar kullanılan, sakince oturup şarkı söylenip türkü çığırılan, dans edilen soft eylemler, ve hafta içi akşamları, ışıklar, tencereler, kornalar ve kısa mesafeli kortejlerle, bizden alınan özgürlük ve haklarımızı unutmadığımızı, peşinde olduğumuzu ve vazgeçmeyeceğimizi hep hatırlamalı ve hatırlatmalıyız.
17) Özellikle önümüzdeki hafta sonu, hükümete geri adım attırdığımız ve ilk raundu kazandığımız için çok büyük bir kutlama olmalı, bir şenlik ve festival havasında eğlenmeliyiz.
18) Ama sonra, bizden geri alınan haklarımızın tümünü geri alana kadar, sabırla, aynı eylemlere devam etmeliyiz. Eğer ne yapıyorsanız derlerse, biz de “durmak yok, yola devam” cevabını veririz.
19) Artık korkmuyoruz, ve bizim korkmadığımızı görünce korktular. Ama bu bir savaş değil. Bu muhakkak uzlaşma kapıları açık olması gereken bir hak mücadelesi. Her adım ve çabalarında, “yetmez ama evet” demeyi ve desteklemeyi unutmayalım, onları motive de edelim.
20) Konjonktür bizden yana, şu anda birçok nedenle, istediklerimizi elde etmek için çok uygun bir iklim var. Ama bunları çok sağlam güvencelere bağlamayı da ihmal etmeyelim, unutmayalım ki, bir sonraki seçimlerde bambaşka bir kadroyla karşı karşıya da gelebiliriz…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder